temizlik şirketi ve insan inanclar
Aü Ahmet Şah’ın dışa dönük mücadeleci Alp tipinin bir devamı gibi ^öıiilınesine karşılık, Edebali, içe dönük velî tipiyle gaipten haber rivayetleri yorumlayan eski Türk “kam”larma benzetilebilir. Ücisi de yüksek ahlâk değerlerine bağlı kişilerdir. Zengindirler, berinde kendilerine bağlanmış, kalabalık kitleler bulunmaktadır, yönetici, ulema olmadıkları gibi, resmi sıfat sahibi de değildi r-Ancak, devlet, din ve çeşitli tarikat kadroları dışında kalan büyük ^•kitlelerinin lideri durumundadırlar. Bu durumu dikkate alarak; ilk526 / Anadolu’da Maneviyat
ahi birliklerinin yüksek ahlâk değerlerine sahip, zengin ve gûçjjj lider çevresinde toplanmış silahlı halk gruplarından oluşmaktadır 3^ ^
Belirli ahlâki tavır içinde bir araya gelen kitleler olarak taım^ nabilir. Bu ahlâki değerlerin kaynağını, eski Türk örf ve âdetlenu^^ alan değerler olduğu muhakkaktır. Bunlar cesaret ve yiğitlik, konu)(jç^ verlik ve cömertlik gibi değerlerdir. Ahi birliklerinin siyasî fonlcsiyo^ lanndan; “fin biladm âdetince, bir mahalde bir mahalde sultan i)i, lunmadığı takdirde hâkimi ahi olup âyendegâha at ve libas i'tğ kadrine göre ihsan eder. Emr-ü nehy ve rükûbu ayniyle mülûke mUfa, bihtir.” İşte bu yerel otoriteler hâkim oldukları çevrelerde kuvvetine eşdeğer bir halk yönetimini temsil etmektedirler. Yüklendikleri bj, siyasî fonksiyondan ötürü Ahi birlikleri özellikle anarşi dönemlerinde önemli bir güç olarak ortaya çıkıyorlar.
Merkeze karşı girişilen fonksiyonların hemen hepsini destekle mekte, buna karşılık merkezi otorite temsilcilerinin kendi aralarında çıkan çatışmalarda tarafsız kalmaktadırlar. Özellikle beylikler döne minde Ahi Birlikleri hemen her şehir ve kasabada, yerel otorite birine leri olarak yönetimi ellerine geçirmiş durumdadırlar. Osmanlı Beyliği, bu gücün desteğini sağlayabildiği için kısa zamanda gelişmiştir.^’
“Ahilerin hiçbir yerde resmî bir siyasî güç olarak ortaya çıkma malarına karşılık yine de olağan üstü hallerde, bir takım siyasî fonksi yonlar yüklendiklerini görmekteyiz. Bir şehri ele geçiren vali veya siyasî teşekkül, elindeki şehri yalnızca savaş için gerekli parayı elde etme yönünden düşünmekte ve bu gibi şehirlerde halkm korunması kendiliğinden Ahi Birliklerine kalmaktadır.
“Ahi Birliklerinin esnaf sanatkâr birlikleri hâline dönüşmesi ara smda Anadolu şehirlerindeki ekonomik hayat da Türklerin eline geç miştir.”^*
“Ahi Birlikleri tarikat organizasyonuna benzer bir organizasyon içinde ortaya çıkmakla birlikte, dinle ilişkileri açısından tarikatlardan çok farklı özellikler taşımaktadırlar. Tarikatlar dinî amaçlara yönelmiş olmalarına karşılık, bu birlikler genel olarak iktisadi amaçlara bağlıdır 1ar... Ahi Birliklerinin yöneticisi durumunda olan Ahi babalar esri
Türklcrde İnançlar ve Din / 527
nlara çok yakın bir kişilik içinde ortaya çıkmaktadırlar... Keramet tarikatlara da, Ahi Birliklerine de Şamanizm’den kalan bir mi-^ Ve olağan üstü yeteneklere sahip olma anlamında Şamanca bir ^'«ifadesidir. Gülşehrî, Ahi Evran’ın kerametini ondaki bu olağan
™riiyabana sürür idi, ve ne yere yürü der ise yürü,
^.,ı|viısralarıyla dile getirmekte... Sanatkârlık Ahî Babalık gibi ola-.^jjstii yeteneklere bağlanmasa bile, sanat herkesçe bilinmemesi bir sır olarak değerlendirilmektedir.”'*^
iAhi birlikleri 15. yüzyılın ortalarına kadar uzun bir süre boyunca,
bir otonomi içindedirler. Anadolu şehir ve kasaba lanndaki hare-' ^jtli ticaret ve sanat hayatına hâkimdirler. Ahi Evran zaviyesi tarafı n-jjjdenetlenen kurallara bağlı olarak yönetilmektedirler.'*^
“Ahi Birlikleri, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren ulusal bir nitelik içinde karşımıza çıkmaktadırlar. Dericilikle ilgili sanatlann, baha sonra bütün sanatlann “pır”i kabul edilen Ahi Evran’m menkıbevi kişiliği çevresinde oluşan yeni bir gelenekle karşılaşmakta-yii,. Menkıbeye göre Ahi Evran Hazreti Muhammed’in amcası Ahbas’ın oğludur. Asıl adı Mahmut’tur. Bedir Savaşı’nda gösterdiği jirarlıktan ötürü Hz. Muhammed kendisine “Sultan Ahi Evran" adını vcnniştir. Amcası oğlu Hz. Ali’nin kızıyla evlenen Ahi Evran, bu arilitensonra pek çok yer dolaşmış ve nihayet Kırşehir’de yerleşmiştir...
Ahi Evran bir defa Ahi Birliklerinin kurucusu ve piri olarak kata! edildikten sonra, tarikat geleneğinde olduğu gibi, şeceresinin İslâm tayûiderinden birine bağlanması çok doğaldır. Hatta bu dumm, söz busu dönemlere ait dinî ve psikolojik bir zorunluluktur. Çünkü bu planlı bir kan bağlantısı olarak dile getirildiği halde, aslında bir ®aDÇbağlantısıdır ve bir manevi mirası işaret etmektedir... Ahi Evran U®et-iMuhammed’in amcası Abbas’ın 13. batın torunu olarak göste-”*®ckteve hakkında şu bilgi verilmektedir. Ahi Evran Hicri 830 yı-'““*2^ehir’e yerleşmiş ve Orhan Gazi zamanında 93 yaşında iken
Örta Asya’dan yeni yurtlar aramak ve bulmak, bulduklan bu yer->cı olarak yerleşmek; yani vatan yapmak üzere göç eden Türk-
530 / Türk-İslâm Sentezi
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Türkler, İslâm diniı,)^ mimi bir inananı olarak yaşamayı sürdürüyorlar. Türkiye Cuıni,. ti’nin kabul ettiği önemli bir prensip olarak laiklik, devlet ve din, rini bir birinden ayıran bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Çı^|^ yeni yasalarla hukuk düzeni bu prensibe uygun hale getirilmiştif (j, kede, kimsenin dini inançlarına kanşılmamaktadır.
İslâmiyet, Türk milletince, bilerek, kendi isteğiyle, hiçbirzor^ olmadan kabul edilmiş bir dindir. Ülkenin bütün kummlannın veya çok tesiri olmuştur. Bu sebeple de, hala bir İslâm ülkesidir, Bu nun siyasî ve kültürel yönden etkileri olmuş, hâlâ da devam etmeldj, dir. Milletin inanç ve kültür değerleri öyle kısa bir zaman dilimijjj oluşmamakta, çok uzun bir süreci gerektirmektedir. Kabullenişle^ böyle bir süreci gerektirdiği gibi, bundan uzaklaşmak istense daiı^ öyle bir çırpıda hayatımızdan çıkarabileceğimiz şeyler değildir. Kûl| değişimi, her konuda kolayca gerçekleşmez. Ancak çok gerekli oldu, ğuna inanılan kurallar terk edilir.
Dinin millet hayatında önemli bir etkisi olduğu, yaşamın büyl bir kısmında etkili olduğunu unutmamak gerekir. Din, aynı zainaniij millet olmayı sağlayan önemli unsurlardan biridir.temizlik şirketi Türkiye’de İslâmiyet, din, ibadet, ahlâk bütünlüğü içerisinde güçlü bir toplumun olu;-ması için gerekli bütün gücü sağlamıştır. Türk insanı, bu değerlere sahip olmanın huzuru içinde yaşamaktadır. Bünyesinde manevi inanç lan da bulunduran kültür, öyle her istendiğinde terk edilen, basit şeyler değildir.
Din hükümleri öğrenilir. İbadet edilir. Bu inanç ve ibadet, doğal olarak, bir süre sonra insan hayatının hemen her safhasmda \ hissettirir. Temiz bir ahlâk anlayışı cemiyete yayılır. İnsan 1 düzenleyici bir etki yapar. İnsanların inanç ve ibadetleri ahlâklı te toplumu yaratır. Huzurlu bir toplum böylece doğar.
Tarih boyunca değişik coğrafyalarda devletler ve medeniyeileı kuran Türk milleti, varlığını günümüze kadar sürdürmeyi başa® nadir milletlerden biridir. Türk Milleti varlığını kesintisiz olarak sûr dürürken, devamlı olarak kendi yapısına uygun bir dinin arayışı
Türklerde İnançlar ve Din / 531
î Hiştur. Türkler geçmişte Şamanlık inancım benimsemiş iken; za-, Türk boylan ve topluluklarının değişik bölgelerde Animizm, j 'î'jiiianiz®’ Budizm, Maniheizm, Hristiyanlık, Musevilik gibi dinlere Ijjjilderinibiliyomz.
Çeşitli dinlere mensup Türkler aynı dönemde ve hatta aynı devlet jjnsı alünda, fakat farklı dinî inançlara mensup olarak yaşamışlardır.
Türkleri 508’de Hristiyanlığı benimsemişlerdir. Araplann Kaf-jjjslara saldırıları sonunda 7. yüzyılda İslâmiyet buralara yayılınca; 9. j.jıyılda Museviliği resmî din olarak kabul etmiştir. Bu kadar değişik jlie girme diğer Türklerde de görülmektedir. Bugün Romanya’da jjşayan Gagauz Türkleri Ortodoks Hıristiyan’dırlar. Kiliselerinde ^adetlerini Türkçe yaparlar.
Türkistan bölgesindeki Türk devletleri İslâmiyet’i resmi din ola-j): 10, yüzyıl sonlarında kabul etmeye başlamışlardır. İlk Müslüman ilk devleti olarak Karahanlılan görüyoruz. Bunlar 940’ta toplu ola-lak Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Bundan sonra bütün Türkler Müs-iımnolmuşlardır. Kurulan bütün Türk devletleri Müslüman’dır.^
İslâmiyet, Türkler tarafından böylece ve toplu olarak kabul edilmiş, ancak tam anlamıyla özümsenememiştir.
Anadolu’ya yoğun Türk göçlerinin yapılmış olması, Anadolu’yu Meştirmiş; İslâmiyet’i kabul etmiş olan Türklerin, Anadolu’da lilâmlaşmalan gerçekleşmiştir.
Balkanlar’da da yoğun bir Türk nüfusunun yerleştiğini biliyoruz. Sradâ Türkleşme yanında diğer toplumlann İslâmlaştığını, özellikle ve Arnavutluk’ta İslâmiyet’in kabul edildiğini, Osmanlılann bu bda olduğu gibi, diğer konularda da her hangi bir baskılarının ol-% anlaşılmaktadır. Çünkü İslâmiyet’i kabul eden toplulukların, kimliklerini bu güne kadar korumaları, Osmanlı hoşgörü ve davranışlarının birer sonucudur. Osmanlı İmparatorluğu sınırları ^^ijıde olup da, Türk ve Müslüman olmayan unsurlar, tarihin en 'e toleranslı dönemlerini yaşamışlardır. Bu toplumlann bugün.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder