temizlik şirketi ve insan inanc
Anadolu’da bu hâkimiyetin kısa sürede sağlanmasının sebebi, yeterli nüfiıs kesafetine sahip bulunmasıdır.Doğudan gelen ve uzun süre Türk dünyasında yarattığı y,L kargaşa ve kararsızlığa sebep olan Moğol istilası ve hâkimiyetinj., ^ Türklüğü bakımından birçok müspet önemli neticeleri de Oğuz yahut Türkmen kavminin Türkistan ve İran’da yaşayan köu,ç| linin pek çoğu, bu istilâ sebebi ile Anadolu’ya gelmişti. Bu sur^d Anadolu, maddeten ve manen Oğuz Türklüğünün yurdu vasfım Icuy vetli bir şekilde almıştır. Moğollar kendileri ile birlikte başka Tûfi kavimlerine mensup pek çok insan da getirmişlerdi ki, bunlar da Ya. km-Doğu Türklüğünü kuvvetlendirmiş, burada Türk kültürünün Fan ve Arap kültürleri yanında üçüncü bir kültür olarak kuvvetle yer alma, sıyla da, Moğol sarayında kuvvetli bir Türklük şuuru doğmuş veby. nun sonucunda meydana getirilen eserler. Batı Türkleri yani Tûrkmej. lerde de kavmi duyguların daha şuurlu ve daha yaygın hâle gelmesinde önemli bir amil teşkil etmiştir.
Batılı tarihçiler, eski tâbi uluslann ulusal tarihî menkıbelerinin de etkisi altında kalmışlardır. Kendi toplumlarının bütün kusur ve eksikliklerinden dolayı çökmüş imparatorluk efendilerini kınamak eğilimi göstermişler ve Osmanlı Devleti’nin son evrelerindeki bilinen zaafla-nnı, Osmanlı uygarlığının bütününü mahkûm etmek şeklinde genelleş-tirmişlerdir. Osmanlı devlet idaresi, toplum ve uygarlığmın çöküşüne yol açan, ya da onun bir parçası veya ifadesi olan başlıca etken ve süreçlerin bazılarının geniş bir klasifıkasyonu ve sayımı sunulmuştur. Devlet idaresi, ekonomik ve toplumsal hayat ile manevi, kültürel ve entelektüel değişme ile ilgili olaylardır.
Koçi Bey, saray, bürokrasi, adliye, silahlı kuvvetler, Osmanlı sarayının ilk on sultanı nadir rastlanan muktedir ve akıllı adamlar serisi- | nin manzarasıyla bizi hayrete düşürürken, geri kalanı daha da hayret verici bir yetersizlik, dejenere ve uygunsuz adamlar serisi teşkil eder. Bu dumm, etkili bir hükümdarın ortaya çıkmasını fiilen engelleyen bir yetiştirme ve seçme sistemiyle açıklanabilir. Sadrazamlık, siyasî ve dinî diğer yüksek makamlar o şekilde doldurulmuş ve idare
pgylet cihazındaki bu çöküntü sadece yüksek hükümranlık araç-' bütün imparatorluk yüzeyinde bürokratik ve dini kurumla-etkiledi. Bunlar işe alma, yetiştirme ve yükselme yön-artan değişikliklerin şiddetlendirdiği, yeterlilik ve doğruluk ifflindan felaketli bir düşüşe uğradılar. Bu bozulma 16. yüzyılın dürüst ve son derece yeterli bürokratik hükümetinden, 17. yüzyı-lnıaline ve 18. yüzyılın çöküntüsüne ulaşan değişimi vicdanlı ve ıçılîbirşekilde yansıtan Osmanlı arşivlerinde açıkça görülür.^ Mûslümanlarda ruhani reisler yoktur. Yalnız müderrisler vardır, pyet akıl ve hürriyet esasına istinat etmiştir. Müderrisler akli jjlillcrle ikna etmeden hiç bir kimseye hakikati kabul ettirmeye çalı ş-judar. İslâmiyet mukallitliği, dini esareti kabul etmez. İslâm ümmeti jjda’nın ümmeti gibi, bir tekkeler konfederasyonu değil, bir medrese-Islıirliğidir. Bütün İslâm âlemi büyük bir darülfünundur.^
16.2.TÜRK-İSLÂM SENTEZİ NEDİR?
Türk-îslâm sentezi; rahmetli Diş Tabibi Kemal Parıltı’nın '"Niçin M-İslâm Sentezi!” adlı yazısında anlaşılır biçimde ortaya konmuş-îi M-İslam sentezi bu yazıda şöyle anlatılmaktadır;
liirk-İslâm SentezC' tabiri, uzun zamandan beri çeşitli kesimle r-kamuoyunda değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Sentez kelime-iü çeşitli sahalardaki kullamşlanndan hareket ederek, her kesim ®ıli amaçlanna uygun yorumlar yapmaktadır. Hal böyle olunca Sentezr deyimi gerçek manasının dışında ifade edilerek, anlaşılmalara zemin hazırlamaktadır.
e "'Sentez'' kavramı nedir? İlk önce bu kavramı açıklamaya t manası olarak Sentez; birleştirme, iç içe olma, unsur J^ P^Çalann bir bütün meydana getirmesi demektir. Sentez kanşım, yapışmak, yan yana gelmek demek değildir. Kimya, P''e sosyal hayatta görülen karışım, yapışmak, yan yana gelmek
534 / Türk-İslâm Sentezi
gibi hadiseler sentezi ifade etmekten uzaktır. Zira karışım, yapış^jj], yan yana gelmek sadece fiziki olarak hacim ve kütleyi büyüteç’ sağlar. Kanşıma uğrayan unsurlar hiç bir zaman gerçek manada bj, bütünlük arz etmezler. Oysaki sentezde iç içe kaynaşan unsurların yen, bir karakterle ortaya çıkarak, yeni bir hayatiyet ve dinamizm kazanma, sı şarttır.
Sentezi daha iyi anlayabilmek için kimya sahasından bir örnekle kimyadaki sentezi açıklayalım. Herkesin yakından tanıdığı hidrojen ve oksijen gazlannm meydana getirdiği su (H2O) sentezini ele alalım, Sy hayatın asli unsurudur. Hiç bir maddede rastlamadığımız karakterlere sahiptir. Kendi kendisine eriyen, ısı farklılıklarında genişleyip daralan, yine genişleyebilen tek maddedir. Hayatın kaynağının su olduğu bi- ' linmektedir.
Biyoloji sahasında ise; sentez aynı karaktere sahip genlerin birleşmesiyle olur. Bu birleşmede ortaya çıkan canlı türü hayatiyetini j devam ettirir. Ayni şekilde botanik ve bitkiler âleminde aktivite ve 1 yeni oluşumlar elde edebilmek için, aşılama yapmak gerekir. |
Sosyal manada sentezin karşılığı ise; limiti iki olan (erkek-dişi) dan başlayıp aile, gmp, cemaat, millet olabilen insan topluluklannda, zaman içinde karakter özelliklerinde aynilikler meydana gelmesidir. Bu ortak karakter özelliklerini sağlayan unsurlar ise; dil, örf, adet, soy ve dindir. îşte millet, bu unsurlarda birleşip ortak şuur ve gaye kazanan sosyal varlıktır. Milletler kendilerine has olan bu millî değerlerinin özünü hiç bir zaman değiştirmezler. Aksi takdirde tarih sahnesinden silinmeleri kaçınılmaz olur. Ancak bir millet değişik zamanlarda çeşitli dinleri kabul edebilir ve etmiştir de. Türk Milleti de, tarihte bütün semavi dinleri ve bazı Türk grupları da diğer bazı dinleri kabul etmişlerdir.
Şimdi “Türk-İslâm SentezinC' daha iyi kavrayabilmek için, genel anlamda “dinr açıklamaya çalışalım. Lügat manası olarak din; Allah’a (yaratıcıya) ve maneviyata inanma hususunda insanlann tuttuğu, kabul ederek yaşadığı usul, metot ve yoldur. Bütün dinler şu üç temel esas üzerine kumimuştur. Bunlar iman, ibadet ve ahlâktır. Herhangi bir dini
I ona mensup olan insanlann, o dinin kurallarını bütünüyle 11/yerine getirmesiyle mümkündür.
I ve din unsurlannın birleşmesi; şayet bir millet, yeni dini : ıjdiponunla yaşarken; kendisine has olan millî değerleri dil, örf, ' ^ı^ısaca millî kültürünü kaybetmiyorsa, kendine ait unsurlarıyla i dinin ana prensiplerine (iman, ahlâk, ibadet, hukuk) değişen hayatiyetini muhafaza edip, iç içe olabiliyorsa, bundan da ' t)irdinamizm ve hamle gücü kazanıyorsa, o millet, o din ile sos-i'yjmda senteze (tevhit) ulaşmış olur.
Bir millet, yeni bir dini kabul ettiğinde; kendi millî değerleriyle ^ din arasında bir senteze ulaşmazsa, hem kendi millî değerlerinde ^dekabul ettiği dinde dejenerasyon meydana gelir. Bu sosyal olay anlamıyla bir kanşım, bir yapışmadır. Böyle toplumlarda hiç bir jjaıısentez teşekkül etmez. İslâm dünyasında bütün batıl düşünce ve jijıjlar böyle bir karışım neticesinde ortaya çıkmıştır. ’’
i Geniş bir coğrafi sahada yaşayan Türklerin en eski dinleri ‘'Şa-jjjjn”dir. (Şamanizm bir din adı olmamakla birlikte, İlmî literatüre sjjkilde geçtiği için din adı olarak kullanılmıştır. Gerçekte ise eski ■jtdini; Gök (Kök) Tann, vecd ve istiğrak dinidir). Bu din tek Tanrı acına dayanır. (Bkz. Tarihte Türklük, L. Rasony. Sayfa 30) Şama-ade, tek bir Gök Tannya inanılmaktadır. Gök, burada TanrTnm indir. “Ressamlar gök’ün resmini yapamadıkları gibi, hiç bir kelime ı'tılp lcölai”nii tarif edemez.” Bu sıfat gök(kök), resmedilemediği 9, maddileştinlemez manasını taşır. Bu ise, İslâm’ın ''zaman ve Mınmünezzeh" Allah inancıyla mana birliği gösterir.®
îıne bir grup Türk’ün kabul ettiği Budizm ise; “... diğer taraftan «indininin esasen bir Şamanizm demek olduğu hakkında, daha 11 iiElBinıni tarafından söylenen fikir, zamanımızda W. Ruben’in % sayesinde tasdik edilmektedir. (Bkz. Umumi Türk Tarihine ^.Z. V, Togan, Sayfa 11) Eski Türk inancı olan Şamanizm’den ^eden Budizm, Hindistan’dan tekrar Türk illerine (Uygur Türkle-^ııdiiğünde, eski dinamizmini verememiştir.
; hristiyanlık, Musevilik, Zerdüştlük, Maniheizm gibi dinlere giren "^^nıplan; tarihte müstakil bir devlet kuramadıkları gibi, geniş
536 / TUrk-İslâm Sentezi
kitlelere de yayılamamışlardır. Halbuki Şaman olan Türkler rine has dinleriyle) Kutluk, Hun ve Göktürk devletlerini aynı sahada kurmuşlardır. Diğer dinlere mensup olanların yayılma sahaij^' nın azlığı, devlet olamayışlarının sebebi; semavi dinlerin tahrif oi|„' şekliyle karşılaşmış olmalarındandır. Bunun içindir ki bu dinler TûrJ 1er arasında revaç bulmamış ve topluma devlet olabilecek gücü, yj,! sentezin (tevhidin) hayatiyetini vermemişlerdir.
Türkler İslâm’la müşerref olmadan önce, ''Hint, Çin, İran, bir dereceye kadar Hristiyan fikir ve akidesiyle temas etmiş ohna% beraber, onları kendilerine hiç bir şekilde mal etmemişlerdir. Kendik rine has olan eski iptidai dinin (Şamaniun) basit telakkileri Tiirideti tatmine yetmiyordu. Bu yüzden yeniden yeniye almaya başladıkkn İslâm esas akidelerinin dışına çıkmak, o kadrodan taşmak için hiçbir ihtiyaç duymuyorlardı.''^
Türk Töresinde de; “... Bununla beraber Töre’nin (Anayasa)mahiyetinde değişmeyen prensipler vardır ki, "Kutadgu Bilig"âûl kayıtlardan tespit edildiği kadarıyla bunlar; künülik (Adalet), izluk (lyilik-faydalılık), tüzlük (Doğruluk-Eşitlik), (Kutadgu Bilig Lugatında Tüzlük=Doğruluk, olarak verilmiştir.) kişilik (İnsanlık-Universallık)tır.‘°
Çeşitli kaynaklarda "Türk" kelimesi de; Macar Türkoloğu Wambry’e göre "yaratılmış, türemiş" yani insan manasına gelmektedir (Bkz. Türk sözünün Aslı ve Anlamı, Faruk Ünlühızarcı, 1974 Sayfa 16). Yine Macar Türkologlanndan NEMETH’e göre Türk ismi, fazilet, şecaat, cesaret gibi manaları ifade etmektedir.
Bütün bu izahlardan anlaşılacağı gibi, Türk töresinin hâkp karakteri; ADALET (doğruluk), EŞİTLİK, İYİLİK (Fazilet), KİŞİLİK (İnsanlık) tır. Türk ismi de, hemen hemen Töre’deki bu hâkim unsurla-n yaşayan insandır.
İslâm’ın lügat manası ise; "Hiç bir suretle şaşırıp sapmayard daima yolun ortasından yürümek, doğrudan ayrılmamak" demektir Bu mana kelimenin "istislâm" hâlini ifade eder. Kelimenin kökü ise "sim" dir. Sim yani İslâm; "maddesi kuvvetli olmak, rehavet vegevçd-
^jlip bükülmekten uzak bulunmak, içimiz ve dışımızla her ■f^^lardan salim ve temiz olmal€' manalarına geldiği gibi, "'ban-tam olarak itaat etmek, sulh ve herkesin emin olduğu insan olmak, Allah’ın hükmüne, kaza ve j fini r0 olmak, doğrudan ayrılmamalı'’ anlamına da gelir/^
^yjti kerime ve hadisi şeriflerde buymiduğu üzere; Bütün insan-jjljnı fıtratı üzerine doğarlar. İslâm’ın ruhu iki temel esas üzerine
i 1,Zaman ve mekândan münezzeh olan tek bir Allah’a ve O’nun .^sıfatve fiillerine birlikte inanmak (tevhid).
2, İstikamet (her yönden doğruluk).
İnsanın fitratmda var olan vasıflar ise; adalet, merhamet, doğru-II,şecaat (yiğitlik) tir. Bunlar “Kur’an-ı Kerimede insanın vasıflan jlBk bildirilmiştir.
"Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru yola iletir....” (İsra s. Ay. 9). "Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği, yakınlara (akrabalara) yar-aetıeği emreder...” (Nahi, A. 90).
“Resulüm, Biz seni ancak âlemlere rahmet olsun (Merhamet) ola-ijönderdik” (Enbiya, A. 107).
“Siz yerdekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de sizlere mer-3et elsin.” (Hadisi şerif, Buhari).
diğer yıldızlarda Allah’ın emriyle hareket ederler. Şüphesiz ki îrdaakıl sahipleri ve düşünenler için pek çok hikmetler vardır....” İS.A.)
“İnsanlar ancak Allah’a ve Peygamberine inanmış, sonra şüpheye Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmiş olanlardır, ^«lar doğru olanlardır.” (Hucurat, A. 15).
^iitiin bu ayet, hadis ve bilgilerin neticesinde bu üç unsurun ^^İıısân+İslâm) ifade ettiği kavram manalannı şöyle özetleyebiliriz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder