temizlik şirketi ve insan bilgisi
Ahen-Aten’in mumyası hakaretlere maruz kalmış, eserleri yıbl-mış, ona ait her şeyin imhasına çalışılmıştır. Fakat ezel ile ebedi ilk idrak eden akıl olduğu için bugün hayat sathına çıkarak unutulmamıştır.Bu hadise, insan düşüncesinde ahlâk ve dinin doğuşuna ait çeşitli safhalanndan biridir. Lâkin insanlık hayatının manası üzerinde düşünmeyi telkin etmesi bakımından en önemlilerinden birisidir.
İnsan, akıl ile bulur; hayat ile yaşar; tecrübe ile değerlendirir. Yüce fikirleri zamanlarında anlamak mümkün olmadığı gibi, zamanından sonra da tefsire zorlamak mümkün değildir. Çünkü insan idrakinin zamanı ve mekânı yoktur. Onlar her zaman büyüktür. Asıl mesele insanlığın o büyüklüğü idrak edecek seviyeye yükselmesidir.
Tevfık Fikret, bütün hayatında aydın zümrenin bu şuuri ve usul ahlâksızlığına karşı cihatla meşgul olmuştur. Fakat tilmizlerinden hi
Türkler, yüksek ahlâki değerlere sahip bir millettir. İnançlarını ^lÖk hayatında uygulayarak, toplum hayatında dirlik ve düzenin
^anmasında büyük katkı sağlamıştır. Bu düşünce ve inançlarına elliliğinin bir soncu olarak, insanın bizzat kendisi kul hakkından • ‘ ■ cemiyetin düzenlenmesine de yardımcı olur.
Türk milleti, İslâm inancına sahip olması sebebiyle kul hakkına j^yetkonusunda çok hassas davranmaktadır. Kul hakkı, Allah’a karşı
jljj borçlanmız için büyük bir mana ifade eder. Kullann üzerimize hakkı varsa, mutlaka o hakkı sahiplerine ödemek ve onlardan helallik alma şarttır. Bu aynı zamanda dini inançlarımızın bir gereğ i-jıt.Türk insanının, bu hakkın mutlaka ödenmesi gerektiğine, bu haklıdan kurtulmanın başka bir yolunun olmadığına, kulların bu haklan sğışlamayacağma olan inançları tamdır. Bu sebeple de, her Müslü-®ıı Türk, onu sahiplerine ödemekten başka çıkar yolun olmadığını tayet iyi bilir. Böyle de inanır.
Kul haklan denince içine kamu hakları da girer. Aslından kula ilannın en önemlilerinden biridir. Bu hakkın diğerleri nden önemli i farkı vardır. Bir şahsın hakkı söz konusu olsa, hemen onu bulup, '«lalleşmekle borçtan kurtulmak mümkündür. Oysaki kamu hakkı söz HUŞU olduğunda, onu ödemek isteseniz de, ödeme imkânınız olma-labilir. Çünkü bu hakların sahiplerini fert olarak tayin etmek münücün ifgildir. Bu sebeple de, ödeyip, kurtulma imkânınız yoktur. Tek çıkar !«l, bu hakkı ihlal etmemektir, tşin gerçeği, kamu hakkı bizi bütün bir millete, birden borçlu hale getirir. Bu yüzden İslâm bilginleri, kamu ^ yiyenlerin felah bulmayacağı kanaatini taşımaktadırlar. Çünkü ^^kakt evlada, gelecek nesillere sirayet eder^ Kamu hakkı genel-devlet malı
ği gibi, sövme, kötü söz, alay, kalp kırma, da kul haklannm konusunu teşkil eder.
Bu haklara riayet konusundaki samimi inançlarıdır ki, Türk mi l letinin seciye ve ahlâkını yükseltmiştir.
Türk ahlâkı m eski çağlardan beri toplumcudur. Yani Türklerde toplumun menfaati insanlannkinden üstün tutulur. Bununla beraber kuvvetli şahsiyetler daima saygı görmüşler ve topluma faydalı olmuşlardır. Ferdiyete değer vermeyen Türk ahlâkı, şahsiyete saygı göstermiştir. Hunlar, çocuklannı, topluma faydalı olabilecek bir terbiye ile yetiştirirlerdi. Topluma faydası dokunmayacak kadar yaşlanmış olanlar ise intihar ederlerdi. Doğru sözlü idiler. Hunlann baş düşmanı olan Çinliler bile, onların çok doğru sözlü olduklarını, o kadar ki, verdikleri sözün yeter olduğunu yazarlar.
Türkler, açık sözlü idiler. Dalkavukluğun ne olduğunu bilmezlerdi. Vicdani kanaatlerini hiç çekinmeden söylerlerdi. Hükümdarlar da, bu sözleri hiç kızmadan dinlerler ve doğru bulurlarsa uygularlardı.
Türklerin cinsi ahlâklan da yüksekti. Yuva, aile ve evdeş muhterem sayılırdı. Evli bir kadına taarruzun cezası idamdı. Kadın hürdü. Kocası uzak bir yolculuğa gitmiş bile olsa, eve gelen yabancı erkeği konuklardı. Kendisine saygı gözüyle bakıldığı için bundan bir kötülük de doğmazdı. Anadolu Yürüklerinde ve Türkmenlerinde, Türkistan göçebelerinde bu âdet hâlâ vardır.
Türkler hem ahlâklı, hem de İradeli bir millettir. Zaten bunlar, çok kere birlikte bulunur. Yaşayıp yükselmek, ahlâklı ve iradesi sağlam milletlerin hakkıdır. Yükseldiğimiz zaman bu topraklar, büyük millî davalar için kendini feda eden; yalan, iki yüzlülük bilmeyen, vicdanını satmayan insanlarla dolu idi. Niğbolu’da 60 bin Türk, Birleşik Avrupa’yı yenerken; Yavuz, korkunç çölleri aşarken; Kanuni, boy ölçüşmek için Charles- Quint’in ordusunu ararken, böyle yıkılmaz ruhlu bir topluma dayanıyordu.
Türk toplumu, fuhuşsuz bir toplumdu. Fuhuşla ırza tecavüz aynı mahiyetteydi. Irza tecavüzün tek cezası idamdı. Fuhşun en kötü çeşidi, yani para karşılığı yapılanı, tamamen meçhul gibiydi.
çok yakın bulunduğu Osmanlı toplumunda komşunun.
jtıallede birinin derdi, bütün mahallenin derdi sayılır, halli ve herkes elinden geleni yapardı.
karakterinin en çarpıcı taraflanndan biri, üstün vatanseve r-I ^jiygusu ve şuurudur. Türk tarihi, vatan için can verenlerin tarih i-['vermeyenler mal vermişler ve ellerinden ne gelmişse, bu [^esirgememişlerdir.
I T^jjrk karakterinin diğer önemli bir unsum üstünlük şuuru i ,jıplexede superiorited)’dur. Atatürk, millî seciyenin bu unsurunun etmesi, daha da canlanması için çok çalışmıştır.
i'
Türk vakan da ünlüdür. Türk, vakurdur. Vakan içinde mütevazı, |i ve ağırbaşlıdır. Gürültüden ve gevezelikten nefret eder. Az konu-Hemen hiç gürültü yapmaz. Kahkahayla gülmemeye dikkat eder, ijjîcanım belli etmez. Sessizliği sever. Huzuruna düşkündür.
Terbiye, her şeyin esasıdır. Terbiyeden fazla olarak nezaket de ^beğenilen bir davranıştır. Kabalık ve anlayışsızlık çok hor görülür, jjfle insanlardan nefret edilir.
İCadınlara saygısızlık görülmemiş şeydir. Evinde olsun, sokakta üm, kadın saygısızlık görmez. Kadın asılmaz. Kadına işkence ilemez. Kadına ait hiç bir mala devlet el koymaz.
« Nezaket, tabiat icabıdır. Avrupa'daki sahte ve gösteriş nezaketi î sayılır. Biri sözünü bitirmeden diğerinin başlaması büyük görgü-jölüktür. Ubicini, çöküş devrinde, 1855’te bile, ''Türkler, kâinatın en zarif ve muhteşem şekilde nazik insanlarıdır.” der. Törenlerde 1 subayları padişahın yüzüne karşı ^"Mağrur olma padişahım, büyük Allah var!” diye bağırırlar.
üyüğe saygı, küçüğe sevgi, değişmez Türk terbiyesidir. Burada ük yalnız yaş bakımından değildir. Aynı zamanda makam ve seviye bakımındandır. Ana ve babaya saygısızlık, çok büyük îrdan
Türk İçin sadakat, asli bir görevdir. Sadık olmayan, görevine iha-net etmiş sayılır. Fakat vefasızlık, sadakatsizlikten çok ağırdır, Türk için vefasız adam köpekten aşağı bir mahlûktur. Vaat ve yemine sadakat esastır. Vaadinden ve yemininden dönenin ödeyeceği kefaret çok ağırdır.
Türk hayırseverliğine, üç kıtadaki Türk mimari anıtlan şahittir, Hayır yapmadan ölen insan, insan bile sayılmaz.
Türk karakterinin en belirgin özelliklerinden bir diğeri şüphesiz namus, şeref ve dürüstlük duygusudur. Başkasının hakkına tecavüz etmek, başkasının hakkını yemek korkusudur. Hileyle, başkasının sırtından kazanılan paranın hayır getirmeyeceği kanaatidir.
Türk toplumunun. Batıldan çok hayrette bırakan bir özelliği de temizlikleri, sık yıkanmalarıdır. Temizliği dinin yansı sayan bir toplumda, bu alışkanlığa şaşmamak icap eder. Türk, mutlaka akarsuda yıkanır. Akmayan, biriktirilmiş suda yıkanmak, Türk için pisliktir. Türk hamamının ve mutfağının temizliği, bolluğu ve genişliği, AvrupalI gezginlerin eserlerinde ehemmiyetle belirttikleri konular arasmdadır.
İlme, ilim adamına, öğretmene ve din adamına, kitaba, hatta yazılı kâğıda karşı Osmanlı Türk’ünün saygısı meşhurdur. Kumar meçhul gibidir. İçki içenler vardır, fakat azdır. Buna karşılık 17. yüzyıldan itibaren tütün ve kahve tiryakiliği çok yaygındır.
Türk toplumunda ahlâk ve karakter bozulması yenidir. 20. yüzyıldadır. Fakat bu bozulma da, Türk toplumunun dinamik toplum hâlinden, pasif toplum hâline gelmesinin de tesiri vardır.*^
Milletlerin temeli ahlâktır. Ordu, bilgi, teşkilat gibi şeyler ahlâktan sonra gelir. Milletler, ahlâkça yüksek olduklan zaman büyümüşler, ahlâk sağlamlıkları bozulduğu zaman da çürüyüp dağılmışlardır. Roma, Bizans, Ispanya’daki Gotlar, Araplar ahlâklannın bozukluğu yüzünden battılar. Kendimize dönelim, ahlâk, edebiyat, musiki, giyim, zevk, yemek, eğlence, hukuk, aile, görenek, gelenek ve her şeyde millî olalım.
OsmanlI Türkleri, yüzyıllarca üç kıtada hükümran olmuşlar ve girdikleri memleketlere insan hakları, dinlerde serbestlik ve medeniyet
Tûrklerde İnançlar ve Din / 551
.^işlerdir. Osmanlı cemiyetinin önemli vasıflanndan birini sağlam
prensibi teşkil ediyordu. Türk hükümranlığını asırlarca payi-
eden kuvvet, bu ahlâk ve seciye üstünlüğüdür.
Dünyanın üç kıtasına hâkim olduktan sonra en mühim d enizlerle, hâkim olan eski Türklerin, bugün hatırlarda kalan yegâne b ü-^ meziyetleri asırlarca Avrupa, Asya ve Afrika milletlerini titreten şecaat ve cesaretlerinden ibarettir. Düşmanlanmızı bile hayran çjenbu yüksek kudretin çok büyük bir ırki kabiliyet olduğunda şüphe yoktur. Türk ırkının unutulmuş meziyetleri vardır. Bu maddi ve man e-yivasıfların dünyaya ün salanİ2in içinde, çok yüksek bir zekâ seviyesiyle maddi ve manevi güzellik, temizlik ve üstün bir teşkilatçılık gibi ffiazhariyetler en başta gelenlerdir.
Cahiz, eski Türk’ü şöyle tasvir etmektedir; “O, tek başına bütün j,ir cemiyet demektir.” Süryani Mikail ise, ”Türkler hayatlarını teşki-litlandırmakta gayet akıllı ve mahirdirler.” Batı estetiğince eski Yunan tipi ne ise. Doğu estetiğince de, eski Türk tipi odur. Avmpa’da her şeyden evvel “kuvvet” timsali olan eski Türk, Asya’da her şeyden tmV'güzellik” timsalidir.
Batılı araştırmacılar, eski Türkleri yeryüzünün en kibar, en zarif, en terbiyeli ve en nazik milleti saymakta müttefiktir; Hatta Türk muaşeret adabının, Hristiyan Avrupa’dan çok yüksek olduğunu ifade et-
mektedirler.
Eski Türklerin bilmedikleri fenalıklar kovuculuk, iftira, tezvir, küfür, kin ve garaz, kumar, intihar, düello ve cinayet gibi şeylerdir. ViUamont, “Türkler sulh zamanlarında bilakis gayet halim ve selim olurlar, huzur ve sükûn içinde yaşamak için silahlarını evlerine bıra-hrlar, şehirde dolaşırken kılıç taşımazlar: Ama harbe gitmek icap (dince düşmanlarına karşı şecaat ve cesaretleriyle göz kamaştırmasını <lok iyi bilirler. Birbirleriyle mübareze ettikleri hiç bir zaman işitilmiş değildir; eğer içlerinden biri arkadaşına hakaret edecek olursa, kbir surette yiğit sayılmak imkân ve ihtimali yoktur.
Ahlâk dediğimiz şey toplumsal ahlâktır. Şüphesiz bugün makul 1 "'•'üyan yahut makûliyeti İlmî tetkikler neticesinde ortaya konulma-
\
yan kaidelere kimse itibar gösteremez. Çünkü asrımız ilim, tarassut vç tecrübeye dayanan akıl asrıdır. Müspet olmayan bir hakikate, iimj olmayan bir kaideye kimse önem vermez. Ahlâkî kaidelere riayet edebilmemiz için bu kaidelerin, sosyal kaidelerin sosyal gelişme esnasında ne suretle vücuda geldiklerini, sonrada, bunlann toplumsal hizmet ve faydalarının nelerden ibaret olduğunu bilmemiz gerekir.^®
Bir şahsiyete yalnız tecavüz etmemek kâfi değildir. Ona muhabbet ve yardım etmekte bir borçtur. Savaşta düşmanlan öldürmek zaruri bir haldir. Fakat ele geçen esirlere şeflcatle davranmak bir vazifedir. Vatani ahlâk ile şahsi ahlâkın tearuzu vicdanlar için en facialı bir cidal sahnesidir. Mütevazin bir ahlâka malik olmayanlar, bu hususta ifratlardan yahut tefritlerden kurtulamazlar. İktiza ederse h arp zamanlannda geçici olarak şahsi ahlâkm bazı kaideleri vatani ahlâka feda edileb ilir.^*
Medeni ahlâkın olumsuz ve olumlu olmak üzere iki türlü amacı vardır. Olumsuz amacında esas adalet"i\v. Adalet, fertlere hiç. bir surette tecavüz edilmemektir. Olumlu amacının esası ise şefkattir. Şefkat, fertlere daima iyilik etmektir. Medeni ahlâkın ikinci bir olumlu gayesi, yapılan anlaşmalara sadık kalmaktır. Eski Türklerde Gök Tanrı sulh ilahı olduğu gibi, aynı zamanda adalet ve şefkat ilahıydı. Medeni ahlâk, bilhassa fertlerde, şahsiyetin yüksek olmasına dayanır. Eski Türklerin dininde, şahsiyeti gösteren semboller de vardır. ^
“îmamı Azam hazretleri. Hatta namazdaki surelerin bile millî lisanda okunmasının caiz olduğunu beyan buyurmuşlardır. Çünkü ibadetten alınacak vecd, ancak okunacak duaların tamamıyla anlaşılmasına bağlıdır.”^^
Türk toplumunda ahlâk ve karakter bozulması yenidir. Bu bozulma da, Türk toplumunun dinamik toplum hâlinden, pasif toplum hâline gelmesinin de tesiri vardır.^"*
“Türk ahlâkı en eski çağlardan beri toplumcudur. Yani Türklerde toplumun menfaati insanlarınkinden üstün tutulur. Bununla beraber kuvvetli şahsiyetler daima saygı görmüşler ve topluma faydalı olmuşlardır. Ferdiyete değer vermeyen Türk ahlâkı, şahsiyete saygı göstermiştir.
önceki yüzyıllarda Kunlar, çocuklarını, topluma faydalı terbiye ile yetiştirirlerdi. Topluma faydası dokunmaya-
jjjr yaşlanmış olanlar ise intihar ederlerdi.
\skeri ruh, hayatın ve toplumun her yerinde hâkimdi. Savaştan ^|:ten gurur duyarlar, yatakta ölmekten korkarlardı. Bu ihtimalle saranrdı. İslâmiyet’in önceki Tûrklerde İslâmlığın cenneti jll,ir vaat yoktu. Böyle olduğu halde, şeref saydıklan için, savaşta isterlerdi.
' Bir milletin yükselmesi için birinci şart olan disiplinde eşleri yok-L^eşhur Mete (=Motun), sadakatlerini denemek istediği askerlerine, ’,fgililerine ok atmayı emrettiği zaman, bu buymğu hepsi yerine ge-
Doğru sözlü idiler. Kunlann baş düşmanı olan Çinliler bile onl a-ijı çok doğru sözlü olduklannı, o kadar ki, verdikleri sözün yeter ol-ijîiınu yazarlar.
Açık sözlü idiler. Dalkavukluğun ne olduğunu bilmezlerdi. Vic-iji kanaatlerini hiç çekinmeden söylerlerdi. Hükümdar da bu sözleri kızmadan dinlerler ve doğru bulurlarsa uygularlardı. M.Ö. 2. yüz-HdaKun yabgusu Türkleri Çin medeniyetine sokmak istediği zaman, İS15 vezir buna şiddetle karşı koymuş ve sözlerini hükümdara kabul jsıınnişti. Miladın 8. yüzyılında Bilge Kağan, Buda dinini kabul etmek iîdiği zaman, meşhur Bilge Tonyukuk kabul etmemiş, deliller saya-ihükümdan caydırmıştı. Yine 8. yüzyılda Böğü Kağan Manihaizm! illet dini olarak kabul etmek istediğinde, tarkanlar, yani bakanlar, m dini olarak gördükleri Manihaizmin kabulüne şiddetle karşı 'îmnuşlardı. Her ne kadar Böğü Kağan tarkanlan dinlemeyerek mille-;yenidini kabul ettirmiş ise de, tarkanlar vicdani kanatlanndan dönmemişler, prensip sahibi olduklannı ispat etmişlerdir.”^
“Cengiz Han’ın oğlu Çağatay, bir gün, küçük kardeşi olup büyük ıığanlık mevkiinde bulunan Ögedey ile birlikte çok içerek ciddiyete 'tın sayılabilecek bir harekette bulunmuş, ertesi gün Ögedey’e gide-l^birgün önceki hareketinden dolayı kendisinin cezalandın İmasını İçmişti. Aksak Temür’ün de günlerce süren toylarda boyuna şarap

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder